TÜRK KÜLTÜRÜNE HİZMET VAKFI

Türk Sanatları Hat

Hat sanatı yahut Hüsn-i Hat adıyla bilinen, belirli kurallar içinde güzel yazı yazma sanatının temeli, M. Ö. 6. yüzyılda Ürdün civarında yaşamış olan Aramî asıllı Nabat kavminin alfabesine dayanır. Önceleri bu yazı Araplar tarafından kullanıldığı için Arap yazısı adıyla anılırken daha sonraları İslâm'ın çeşitli coğrafyalara yayılması ve bu yazının Müslümanlar tarafından kullanılması dolayısıyla İslâm yazısı adını aldı.

Hattat Şeyh Hamdullah, Türk üslûbunun başlangıcı sayıldı ve kendisine Kıbletü'l-küttâb yani Hattatların Kıblesi adı verildi. Şeyh Hamdullah'ın yazıya getirdiği yeniliklerle yazı sanatının merkezi olan Bağdat önemini kaybetti ve yazının yeni başkenti İstanbul oldu. Şeyh'in üslûbu hemen kabul gördü ve 15. yüzyılın sonlarında aklâm-ı sitte bambaşka bir anlayışla yazılmaya başlandı.

16. yüzyılın tartışmasız en büyük adlarından biri Ahmed Şemseddîn Karahisârî idi. Şeyh'in çağdaşı olan Karahisârî, Yakût yolunu benimsemişse de onun sıradan bir takipçisi olarak kalmadı. Yazıya getirdiği yeniliklerle Yakût'u aştı; sanat gücü, estetik anlayışı ve zevkiyle her dönemde hayranlık uyandırdı.

Hat sanatında Şeyh Hamdullah'ın üslûbu yaklaşık 150 yıl sürdü. 17. yüzyılın ikici yarısında Hafız Osman adındaki büyük usta, aklâm-ı sittede yeni bir sayfa açtı.

Mustafa Râkım, Mahmud Celaleddin ve Yesarizade gibi büyük hat ustaları hat sanatını çok ileri götürdüler.

Cumhuriyet Dönemi'nde hat sanatında usta-çırak ilişkisi devam etti. Harf İnkılâbından sonra bu sanatın unutulmaması için eğitim verilmesi gerektiğine işaret edildi ve Güzel Sanatlar Akademisi bünyesinde hat sanatının öğretilmesine karar verildi.

Hat sanatı, hâlen üniversitelerin güzel sanatlar fakültelerinde ve ayrıca yazı kurslarında hoca-talebe geleneğiyle öğretilmektedir.