TÜRK KÜLTÜRÜNE HİZMET VAKFI

Türk Sanatları Cam

Camın insan eliyle yapay olarak elde edilmesinden çok daha önce, doğada kendiliğinden oluşmuş iki çeşit cam vardı: obsidyen ve kaya kristal. Volkanik lavların soğumasıyla oluşan obsidyenin yüzeyi parlak siyah bir görünüme sahiptir. Geçmişte ok, mızrak ucu ve ayna yapımında kullanılmıştır. Anadolu, Mezopotamya ve Mısır’da bu eşyaların kalıntılarına rastlanır.

Camın ana maddesi silis olmakla birlikte, üretim için tek başına yeterli değildir. Çünkü saf silisin ergime sıcaklığı çok yüksektir (1725 °C). Bu nedenle, harmana alkali maddeler eklenerek ergime ısısı düşürülür. Cam harmanına potasyum karbonat veya sodyum karbonat eklenir. Günümüzde üretilen camlarda hem soda hem de potas bulunmaktadır.

Cam üretim teknikleri; dökme, üfleme, kalıba üfleme, iç-dış kalıp, filigranlı gibi çeşitliliğe sahiptir.

Kesme, mozaik, çark traş, mineleme, yaldızlama, lüster veya perdahlama, kumlama gibi desen uygulama çeşitliliği de üretim sonrası ikinci bir uygulama olarak kullanılmıştır.

M.Ö. 2350 yılından beri üretimi yapılan cam, bir kullanım eşyasından günümüzde seyirlik bir sanat eserine dönüşmüştür.

Türk-İslâm sanatında cam, hem gündelik yaşamın vazgeçilmez bir parçası olmuş, hem de sanat ve mimaride derin anlamlar taşıyan bir süsleme unsuru olarak önemli bir rol üstlenmiştir. İran, Suriye ve Mısır’dan Anadolu’ya, oradan da Osmanlı coğrafyasına uzanan süreçte camın işlenişi ve kullanım biçimleri, dönemin kültürel dokusuyla uyumlu bir gelişim göstermiştir.

Türkiye’de 20. yüzyıl cam sanatından bahsedildiğinde Şişecam ile bağlı şirketlerinden Paşabahçe Cam Sanayii aklımıza gelmektedir. Paşabahçe markası ülkemizin ilk sanatsal seri üretim örneklerini yansıtmaktadır.

Üniversiteler bazında da güzel sanatlar fakültelerinde cam bölümleri kurularak cam sanatı eğitiminin yaygınlaşması sağlanmıştır. Türkiye’de cam eğitimini üniversite bünyesine ilk taşıyan kurum Marmara Üniversitesi’dir.